lusifer / gözde aydoğan

Akrep derin ve dip duyguları tutkuları açığa çıkararak iki gece bazılarımızı uykusuz bırakacak gibi…

Ben derinlere daldım ve büyükbabamın dizinde anlattığı masalları dinlerken buldum kendimi. Saçlarımı okşarken Âdem ve Havva’yı, firavunu, yılanları ve şeytanı, yaradanı anlatıyor. Meleklerden bahsediyor bir de yasak elmadan…

O yaşlarımda masal kahramanlarından öteye gidemeyecek kadar etten kemikten olan bedenime uzak olan bu kavramlar çok geçmeden okuduğum her şeyde bulduğum bir tarihe dönüştü. Yaradılışa doğru götüren bir yolculuk…

Ben spiritüelliğini ölümle bulanlardanım; Venüs, Merkür, Pluto Akrebim…

Karanlık olmadan yıldızlar görünmez demiş ya Osho, Yaradan aşkım karanlık kabullerimle oldu, onlarla tanışınca öz’ümün aydınlığını buldum.

Şarkının sözlerinde de geçen Lucifer. Latince’de şeytanın adı, ancak Venüs’ e de verilen isim.

Lux-ışık, aydınlık Ferre-taşıyan, getiren kelimelerinin birleşimiyle Lucifer oluşmuş ve anlamı ışığı taşıyan olmuş. Güneş doğmadan önce Venüs’ün gökyüzünde belirmesi ışığı getirenin o olduğunu gösteriyor. Sabah yıldızı, seher yıldızı, gün yıldızı.

‘Ben gölgeyi getiren ışığım’ derken ışık varsa karanlıkta var-ı kastediyor şarkıda da. Fakat şarkıda bahsettiği bu sözler aslında Türk mitolojisinden Yunan mitolojisine, Babil’ e, Mısır’ a ve semavi dinlerin tümüne dayanıyor. Hakikaten kim bu şeytan?

Hem var gibi hem yok gibi.

Karanlık olmasaydı, ışığın bu kadar güzel olduğunu anlayabilir miydik ?

Evren bir içinde iken dünya dualite ile bizi hapsetmiştir. İyi varsa kötü, güzel varsa çirkin, doğum varsa ölüm vardır.

Sanatta da güzellemelerin yapılmasının sebebi karanlıktaki ışığı görmemizi sağlamasındandır.

Dostoyevski “Tanrı’ya giden yolun başlangıcında tutku vardır” derken tutkunun şeytana ait bir duygu olduğunu söylüyor. Hangi aşkta, sanatta, bilimde tutku yok. Tutku değil mi bizi isteklerimize götüren.

Her şeyin dozunun belirlendiği yer seçimlerimizin sapağı işte burası tutkuyla daha fazlasını istemek ya da kanaatkâr olmak. Bu bir seçim…

Tutkunun esiri olduğumuzda yaradanın ışığının körü oluyoruz.

Kıvılcım düştü diye yanmak zorunda mıyız?

İbrahim suresi 22’de de şeytan şöyle der: “Allah size hak bir vaatle vaatte bulundu, ben ise vaat ettim ama vaadimden caydım. Benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. Sizi davet ettim, siz de bana uydunuz. Hepsi bu. Şimdi beni kınamayı bırakın da öz benliklerinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Aslında ben sizin, daha önceden beni şirk aracı yapmanıza karşı çıkmıştım. Zalimler için acıklı bir azap öngörülmüştür.”

Şeytanı burada akladığım falan yok ama ben yaradılanı severim yaradandan ötürü. Allah’ın böyle takdir ettiği ve bize irade verdiği bir durumdan bahsediyorum. Yani şeytana uymak yerine onun varlığını kabul edip anlamaya çalışıyorum. Tıpkı İbn-i Arabi, Attar’ın İlahiname eserinde şeytanın “sadık bir âşık, Hak’tan başkasına boyun eğmeme ve secde etmeme uğrunda edebi azabı göze alan bir aşk kahramanı” olarak bahsetmesi gibi…

Belki diyorum belki

“Sıradan insanlar yoldan çıkmaz, en masumlar günahkâr olmaz, iyiler kötülük yapmazdı; eğer aşka şeytan karışmasaydı…” demiş, Hande Altaylı da.

Harika bir paradoks bu benim için.

Yoksa acaba şeytan da sıradan bir melekken aşık mı oldu ?

IŞIKLA…

GÖZDE AYDOĞAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s